“TAO-CULUK’DAKİ ANAHTAR-KAVRAMLAR”

TOSHİHİKO İZUTSU
Ne “doğru” “doğru”dur ve ne de “böyle” “böyle”dir. Eğer “doğru” (mutlak olarak) “doğru” olsaydı, “doğru-olmayan”dan o denli (mutlak biçimde) farklı olurdu ki artık tartışmaya mahal kalmazdı. Eğer “böyle” de (mutlak olarak) “böyle” olsaydı, “böyle-olmayan”dan o denli (mutlak biçimde) farklı olurdu ki artık tartışmaya mahal kalmazdı.
“Nesneler arasındaki sayısız zıtlığı Sınırsızlık haline rücû’ ettirmek” demek özcülük-çülerin telakkisine göre birbirinden fark edilebilen bütün nesneleri, başlangıçta, bu nesneler arasında kesin “sınır” ya da kenarların bulunmadığı karmaşa Vahdeti haline rücû ettirmek demektir. Sübjektif yanından bu, her gün kullandığımız Akıl düzeyinde yapmakta olduğumuz bütün akıl yürütme ve hüküm vermelerin terk edilmesi demektir. Çuang-Tzu, ister örtük ister açık bir biçimde olsunlar, herhangi bir şey hakkında yürüttüğümüz bu muhakeme ve verdiğimiz hükümleri unutmanın insanda, bütün hükümlerden ve Akl’ın bütün faaliyetlerinden önceki zihni hali tesis edeceğini ve bu halin ise nesnelerin başlangıçta haiz oldukları “Semavi” ya da “öz-süz” halde görülebilmelerini sağladığını vurgulamaktadır.
Ama bunu gerçekleştirmek hiç de kolay bir iş değildir. Bu, Çuang-Tzu’nun ming yani “Aydınlanma” diye adlandırdığı fizik-ötesi özel bir tür sezginin aktif bir biçimde harekete geçmesini gerektirmektedir. Ve bu aydınlatıcı sezgi türü de, zevkine herkesin erebileceği bir şey değildir. Tıpkı fiziksel olarak kör ve sağır kimselerin olması gibi manevi açıdan da kör ve sağır kimseler vardır. Ve Maneviyat âleminde de kör ve sağır olanların sayısı, ne yazıktır ki, görebilme ve işitebilme yeteneğine sahip olanlardan çok daha fazladır.
“Kör olan, güzel renklerin ve şekillerin zevkine eremez. Sağır olan, zillerin ve davulların sesinin zevkine eremez. Ama bu körlüğün ve sağırlığın yalnızca vücudumuzun uzuvlarına has bir şey olduğunu mu sanıyorsun? Âsla! Bunlar bilgi alanında da vardır.”